Cu07192019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM POPÜLİZM DEMOKRASİYİ TEHDİT EDİYOR

POPÜLİZM DEMOKRASİYİ TEHDİT EDİYOR Featured

Written by 

Geçtiğimiz hafta Avrasya Ekonomi Zirvesi toplandı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu yılki tartışma konusu olan “popülizm” üzerine çok değerli bir konuşma yaptı.

Popülizmin tüm dünyada yaygın, ancak kaygı verici bir konu olduğunu söyleyen Gül, popülizme giderek daha fazla sarılan yürürlükteki siyasetin, demokrasiyi gerileteceği uyarısını yaptı. Popülizmin günümüzde otoriter yönetim biçiminde ortaya çıktığını, hayal kırıklığı yaşayan toplumların öfkelerini, hissiyatlarını bilinçli bir şekilde hedef aldığını ve zayıflıklarını istismar ettiğini belirtti. Popülizmin muhalefette söylem düzeyinde kalsa da kitlelerin hissiyatını ateşlediğini, ancak esas tehlikenin iktidardakilerin popülizme başvurması olduğunu söyledi. Gül, söylemle uygulama birleştiğinde sıkıntıların büyük olacağını ve topluma çok büyük zararlar vereceğini özellikle vurguladı. Popülizmin demokrasiyi çürüttüğünü, adaletin tarafsız ve bağımsız bir şekilde dağıtılmasını, kamudaki şeffaflığı, hesap verebilirliği ve hür basını hedef aldığını söylemeyi de ihmal etmedi. Bütün bunları popülizmin yaygın olduğu ülkelerde görebileceğimizi belirten Gül, son olarak “Gelirdeki adaletsizliği gidermenin yolu, popülizm değil, demokratik değerleri, insan haklarını, hukukun üstünlüğü gibi temel evrensel değerleri her ülkede hayata geçirmektir” dedi. Abdullah Gül ABD’den, Avrupa’dan,  Asya’dan, hatta Venezuela’dan örnekler verdi, ancak Türkiye’den ve Erdoğan’dan hiç söz etmedi. Yine de Gül’ün, Erdoğan ve Ak Parti iktidarını hedef aldığı genel olarak kabul gördü. Hürriyet yazarı Ahmet Hakan bu konuşmayı köşesine taşıdı ve Gül’ü üç kelimeyle özetledi: Ürkek, Kurnaz ve Hırslı.

“Popülizm” uluslararası düzeyde yaşanan nesnel bir gerçeklik ve demokrasiyi küresel ölçekte tehdit ediyor. Bu bağlamda, Abdullah Gül’ün konuşma konusu olan popülizmi, her türlü polemiklerden uzak kalarak sorgulamakta fayda var. Çünkü geçmişi 16.yüzyıla kadar giden popülizme günümüzün en popüler kavramı diyebiliriz. Halkın çıkarları, önyargıları, düş kırıklıkları ve öfkelerine dayalı bir öğreti. Sağı, solu yok, bütün partiler oy kazanmak için popülist söylemlere başvuruyor. CHP “halkçılık” ilkesiyle, Ak Parti de “milli irade” gibi ifadelerle popülizmi fazlasıyla sahipleniyor.

Popülizm halk iradesinin katıksız ve mutlak egemenliğine dayanıyor. Bu nedenle halk iradesi üzerindeki kuvvetler ayrılığı, denetleme ve denge gibi sınırlamaları yok etmek istiyor. Azınlık haklarının tanınmasındaki sorunlar da bu nedenle yaşanıyor. Çünkü popülizm halk iradesini yanılmaz bulur, popülizme göre halk her zaman haklıdır ve her zaman doğru düşünür. İşte bu nedenlerle “sınırlandırma” olmamalıdır. Bu bağlamda siyasi partiler gereksiz kurumlardır, tek ihtiyaç halkın iradesini yansıtan karizmatik bir liderin varlığıdır. Halkın iradesi “Sayısal çoğunluk” tur ve Türkiye’de bu oran yüzde 50+1’dir. Oysa dünyada demokrasinin kalitesi azınlıklara verilen haklarla anlaşılır. Batı demokrasilerinde basit sayısal çoğunluk halk iradesi olarak kabul edilmez.  Çünkü böyle bir demokraside halk iradesi zayıflar, çoğulculuk, muhalefet, azınlık hakları gibi kavramlara yer verilmez. Popülizmde amaç demokrasiyi güçlendirmek değil, sayısal çoğunluğa sahip kişinin mutlak egemenliğini sağlamaktır.

Popülizmi halkın sıkıntıları, kızgınlıkları ve öfkesi besliyor. Söylemlerdeki düşmanlıklar, örneğin yabancı düşmanlığı ya da din düşmanlığı bu nedenle var. Seçkinlere, bürokrasiye ve yerleşik düzene karşı çıkmanın temelinde de aynı nedenler yatıyor. Popülist siyaset kendisi gibi düşünmeyeni yok sayar. Hukukun üstünlüğü en temel ihtiyaç değildir. Siyasetin yargıya müdahalesi de bu mantığa dayanır.  Popülizm “garibanın” yanında olduğunu iddia etse de, onun yaşam kalitesini değiştirdiğini söylemek zor. Vaatlerle kitleler yönlendiriliyor; içeride dışarıda herkese meydan okunuyor. Neden mi yapılıyor? Çünkü popülizmin halkta karşılığı var, kitleleri sürüklüyor ve seçim kazandırıyor.

Popülizmin küresel ölçekte temsilcilerinin başında ABD Başkanı Trump var. Hollanda’dan Geert Wilders ve Fransa’dan Marine Le Pen de önde gelen isimler. Wilders ve Le Pen geçtiğimiz dönemde seçimleri kaybetti, ancak başkan olan Trump’ın dünyayı nasıl bir kaosa soktuğunu birlikte görüyoruz. 2008’deki küresel ekonomik krizi “göç” ile ilişkilendiren çevreler var. Bunlar Avrupa’da göç karşıtı bir kamuoyu yarattılar. Sonrasında, Suriye ve Irak’taki IŞID eylemleri ve Avrupa ülkelerinde yaşanan cihatçı saldırlar göç karşıtlığı siyasetini iyice alevlendirdi. Bu yeni siyasal iklim Avrupa ve ABD siyasetini etkiledi. Göç karşıtlığıyla tanınan ve Brexit aleyhine oy kampanyası yürüten Britanya Bağımsızlık Partisi Başkanı Nigel Farage’ın seçim başarısı, Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi popülizmi ateşleyen en önemli olaylar. Avrupa’da Polonya ve Macaristan popülizmin ilk kazananlarıydı, ama ırkçı liderler Geert Wilders’in Hollanda’da, Marine Le Pen’in Fransa’da kaybetmesi yükselen popülizmi bir ölçüde sınırlandırdı. Bu arada, iki ırkçı lider seçimleri kaybetseler de, mensup oldukları partilerin oylarını artırdıklarını unutmayalım.  Diğer yandan, Almanya’da 2013’de kurulan göç ve İslam karşıtı Alternatif Parti (AfD) seçimlerde yüzde 12,6 oy aldı ve 92 sandalyeyle Alman Federal Meclisi’ne girdi. Bütün bu gelişmeler popülizmin Avrupa ve ABD’de nasıl bir yükselişe geçtiğinin en somut örnekleri.

Türkiye’de Ak Parti popülizme sıklıkla başvuruyor. Ana muhalefet partisi CHP’nin de çok farklı davrandığını söylemek zor. Bütün partiler söylemlerinden, aday belirleme süreçlerine kadar her alanda popülizme sarılmış vaziyette. Tek hedefleri var: Halka olabildiğince şirin gözükmek, duygulara seslenmek ve oylarını almak.

Amsterdam Üniversitesi’nden Matthijs Rooduijn, “Popülizmi Ölçmek” adlı kitabında popülist partilerin söylemlerinde öne çıkan kavramlardan örnekler verir: “Biz- onlar” ayrımı yapmak, sadece kendisini “halk” ya da “millet” in temsilcisi görmek, “dışlayıcı” ve “anti- elitist” konuşmalar yapmak. “Çoğulculuk” karşıtlığı, popülizmin en belirgin özelliğidir. Demokrasi ile popülizmin farkı da zaten burada. Popülizme göre sayısal çoğunluk her şey yapabilir, ancak demokrasi basit sayısal çoğunluk değildir. Gerçek demokrasi temel hak ve özgürlükleri çoğunluğun iradesinden üstün görür. Teminatı da bağımsız yargıdır. En basit anlatımla “Bizden olmayanı yok saymak” popülizm demektir, bu da demokrasiyi katletmek anlamına gelir.

Last modified on Pazartesi, 18 Şubat 2019 10:25
Rate this item
(1 Vote)